Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2012 Cuma

Kürk Mantolu Madonna




"Sonra, bir şey arıyormuş gibi gözlerini yüzümde gezdirerek:
"Berlin'de yalnızsınız değil mi?" dedi.
"Ne gibi?"
"Yani... Yalnız işte... Kimsesiz... Ruhen yalnız... Nasıl söyleyeyim... Öyle bir haliniz var ki...."
"Anlıyorum, anlıyorum... Tamamen yalnızım... Ama Berlin'de değil... Bütün dünyada yalnızım... Küçükten beri..."
"Ben de yalnızım..." dedi. Bu sefer benim ellerimi kendi avuçlarının içine alarak: "Boğulacak kadar yalnızım..." diye devam etti, "Hasta bir köpek kadar yalnız..." 


"Dünyada sizden, yani bütün erkeklerden niçin bu kadar çok nefret ediyorum biliyor musunuz? sırf böyle en tabii hakları imiş gibi insandan birçok şeyler istedikleri için... beni yanlış anlamayın, bu taleplerin muhakkak söz haline gelmesi şart değil... erkeklerin öyle bir bakışları, öyle bir gülüşleri, ellerini kaldırışları, hulasa kadınlara öyle bir muamele edişleri var ki... kendilerine ne kadar fazla ve ne kadar aptalca güvendiklerini farketmemek için kör olmak lazım. herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek, küstahça gururlarını anlamak için kafidir. kendilerini daima bir avcı, bizi zavallı birer av olarak düşünmekten asla vazgeçemiyorlar. bizim vazifemiz sadece tabi olmak, itaat etmek, istenilen şeyleri vermek... biz isteyemeyiz, kendiliğimizden bir şey veremeyiz... ben bu ahmakça ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum." Maria Puder

''bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş. gene bu akşam anladım ki, onu kaybettikten sonra, ben dünyada ancak kof bir ceviz tanesi gibi yuvarlanıp sürüklenebilirim.''

"İnsanlar birbirlerini ne kadar iyi anliyorlardi... bir de ben bu halimle kalkip başka bir insanin kafasinin icini tahlil etmek, onun düz veya karışık ruhunu gormek istiyordum. Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!.. nicin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hukum verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? nicin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafi hakkında soz soylemekten kacindigimiz halde ilk rast geldigimiz insan hakkinda son kararimizi verip gonul rahatiyla oteye geciveriyoruz? "

"Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum." dedi. "bu eksiklik sana değil, bana ait...bende inanmak noksanmış... beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanmadığım için sana aşık olmadığı zannediyormuşum... bunu şimdi anlıyorum. demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar.... ama şimdi inanıyorum... sen beni inandırdın. seni seviyorum. deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum... seni istiyorum...içimde müthiş bir arzu var... bir iyi olsam!" 


 "hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim."

"bir insana bir insan herhalde yeterdi. fakat o da olmayınca? her şeyin bir hayal, aldatıcı bir rüya, tem bir vehim olduğu ortaya çıkınca ne yapılabilirdi? bu sefer inanmak ve ümit etmek kabiliyetini ben kaybetmiştim. içimde insanlara karşı öyle bir itimatsızlık, öyle bir acılık peyda olmuştu k,, bundan zaman zaman kendim de korkuyordum. kim olursa olsun, temasa geldiğim herkesi düşman, hiç değilse muzır bir mahluk telakki ediyordum. seneler geçtikçe bu his kuvvetini kaybedeceğine şiddetlendi. insanlara karşı duyduğum şüphe, kin derecesine çıktı. bana yaklaşmak isteyenlerden kaçtım. kendime en yakın bulduğum veya bulacağımı zannettiğim insanlardan en çok kaçıyordum. “o bile böyle yaptıktan sonra!..” diyordum…"

"bir şey noksandı, fakat bu neydi? evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu farkederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm."


"hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz? bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. insanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden herşeyi bırakıp kaçarlar. "


"dünyada bir tek insana inanmıştım. o kadar inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. ona kızgın değildim. ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkân olmadığını hissediyordum. ama bir kere kırılmıştım. hayatta en güvendiğim insana duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi. sonra, aradan seneler geçtiği halde, nasıl hâlâ ona bağlı olduğumu gördükçe, ruhumda daha büyük bir infial duyuyordum."


"...insanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar..." 

26 Mart 2012 Pazartesi

Sinek Isırıklarının Müellifi


Yazar: Barış Bıçakçı


"İstanbul'da insanların tek amacı İstanbul'un tadını çıkarmak gibi görünüyor. Avına dişlerini geçirmeye çalışan yırtıcı hayvanlara benziyorlar. Ankara'ya istesen de dişini geçiremezsin, bir sürü üst geçit  var." S.24

"Ölü bir kelebek oldum bekliyorum, hafif bir esintide canlı gibi kımıldıyorum." S.27

"Dünyamızda alışılmışın dışındaki her şeyin açıklanması gerekir ve bu hiç de masum bir gereklilik değildir. Açıklama yaparsınız, neden gösterirsiniz, makul gerekçeler sunarsınız, sonra bir de bakmışsınız tam da sizden açıklama bekleyenlerin dilini kullanıyorsunuz, kendi dilinizi değil. Birilerine açıklama borçluysanız borcunuzu daima kendi dilinizi harcayarak ödersiniz." S.27

" Aforizma modern insanın kullandığı bir ağrı kesicidir. Hiç olmanın ağrısını dindirir. Sonra ağrı yine başlar." S.39
"Önemsiz şeylerin, tali duyguların üzerinde gidiyor hayat, sanki önemli bir yere varacakmış gibi bütün gücüyle bütün hızıyla gidiyor." S.90

"Ahlak hiçbir zaman cankurtaran olmadı, o hep ayağa bağlanan bir taştı. Doğrudan dibe gidersin, doğrudan." S.96

"Cemil kıza her baktığında gözlerini kamaştıran bir güzellik buluyordu ama gözlerini dinlendiren bir iyilik bulamıyordu." S.113

"Zaten bu dünyada çoğunluğu, herkesin kendisine hayran olduğunu düşünenler ile kimsenin kendisini sevmediğini düşünenler oluşturur, geri kalanlar ise Vüsat O. Bener okurudur."  S.114
 

24 Mart 2012 Cumartesi

Acımak/Stefan Zweig


"İnsanın gerçekten hissettiği bir yakınlık duygusu, istediği zaman prize sokacağı yahut çıkaracağı bir elektrik kontağı değildir ve başka birinin kaderiyle ilgilenmek, özgürlüğümüzün bir parçasını da elimizden alır."  S.65

"Alçak ruhlu insanlar bir prensin muazzam bir talihi olmasını hoş görürler de, kendileriyle zincire vurulmuş kimselerin en ufak bir hürriyet etmesini hazmedemezler." S.132

 "Perdeleri kapalı, karanlık bir odada bulunan bir adam gibiydim. Perdeler birden açılıp içeriye güneşin göz kamaştırıcı ışıkları dolunca sendelemiştim." S.151

"Merhamet duygusu iki tarafı keskin bir kılıç gibidir. Onu kullanmasını bilmeyen vazgeçmelidir bu işten. Tıpkı morfin gibi merhamet de başlangıçta hastaya iyi gelir, onu yatıştırır, bir ilaç gibidir adeta. Ama dozunu kaçırdınız mı ya da frenlemesini beceremediniz mi, merhamet öldürücü bir zehir haline geliverir." S.189

"Umutsuz bir şekilde seven kimse bir an gelir ki ihtirasını dizginleyebilir: Çünkü o yalnız acı çeken değil, çektiği acıyı yaratan kimsedir. Bunu başaramasa demek ki kendi hatası yüzünden acı çekmektedir." S.224

"Neden acaba en aptal insanlar daima merhametlidir." S.246

"...ama o andan beri biliyordum ki, insanın vicdanı hatırladığı sürece, hiç bir hata unutulmuş değildir." S.360 


 
 
 


 

5 Mart 2012 Pazartesi

Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra


"Bir şey sunulmuştu bana, bir hediye, bir meyve. Ama ben o meyveden tadamadim, gok erik gibi kaldi avucumda dünya. Şimdi ben uykusuzum, yalın ayağım, kendimle meşgulüm. kapımın önünde boş peynir tenekeleri, yağmur suyu biriktiriyorum. Kendi kendime, 'sanatci tecrübe edinemeyen insandır', diyorum, bu dünyada hiçbir tecrübesi olmayan insandir ama sen simdi karala bunun üstünü, yırt sen bunu, olmadı çünkü, olmadı işte. nafile."

 "Yaşamak için kendiliğinden bir eğilim vardır değil mi? böyle bir eğilim olmalı insanda, değil mi? işte dünden beri bende böyle bir şeyin zerresi yok."

16 Ocak 2012 Pazartesi

Kinyas ve Kayra

               Hakan Günday - Kinyas ve Kayra


"Kurtulmaya gelmiyoruz dünyaya. Daha da saplanmak için buradayız. Dibine kadar. Onun için çürüyor bedenlerimiz."  S.65

"Ölüyü gömmek de dostluk, aşk gibi kavramları yalanlayan en büyük doğa geleneği. Ki bu gelenek hayatta kalana unutmayı emrediyor. Unutmak için toprağa gömmeyi. Yoksa kokutuyor cesedi. Çürütüyor gözlerinin önünde artık nefes almayan dostunu, sevgilini..."   S.109

"Dünya yuvarlak değil, dünya bir tarafı yukarıda olan oval bir tepsi. Hepimiz kayıyoruz. Gümüş bir tepsiden düşüp kırılan bardaklarız. Ruhum kararıyor." S.162
"Çamurdan yarattığı insanoğlunun içinde birinin hala çamur olarak kaldığını görmek korkutuyordu yukarıdakileri. Çamur kadar şekilsiz, yararsız, pis bir yaratık istemiyorlardı ayak altında."  S.189

"En kötü kabus bile iyidir hayatın kendisinden."  S.346

"Üzücü bir hikaye. Düşük bütçeli bir  Hint filmi senaryosu. İlk defa dinlediğim bir acı değildi, Anita'nın anlattığı. Yoksulluk ve güzel bir vucut yan yana geldiğinde, dünya hemen hemen her yerinde aynı sonuçlar doğardı. Dünya'nın en eski mesleği fahişelikse, dünyanın en eski hayal kırıklığı da aşktı."  S.399

"İçine ne kadar doldurursa doldursun, yine de hafifti hayat. Çünkü altı deliktir. Delikse ölümdür, bütün kazançlar bu delikten kayıp gider."  S.461

"Hiçbir şey hayatın sonu değildir, hayatın sonu bile hayatın sonu değildir! Çünkü sen ölürsün, başkaları yaşar." S.474

"Mucize değildi dünyanın en aşık adamı ile en aşık olunacak kadınının karşılaşması mucize değildi! Hayattı."  S.483

"Dünya, üzerinde durulamayacak kadar kaygan. Nasıl sallanan bir sandalyenin üzerinde ayakta durmak imkansızsa, dünyada da ayaklarımızın üzerine basmak çok zor. Ancak yere yatarsak düşmeme şansımız var."  S.500

"Mutsuzluğun nedeni başarısızlıktan gelmemeliydi, hele hayal kırıklığı göz yaşlarının nedeni olmamalıydı. Neden insanlar bir türlü anlamıyorlardı hayattan hiçbir şey beklenmemesi gerektiğini."
"Bir mekanda otururken garsonun gelmesi ve kesilmek zorunda kalınmış pek çok konuşmaya dair tespiti güzeldi. Ne ölüm tehditleri, ne  evlenme teklifleri beklemiştir o garsonun masaya geldiği anlarda. Dünyanın  en ölü anlarından biri hakikaten."  


"ÇÜNKÜ BURADA HER ŞEY VAR! HER ŞEY VAR!"





MusicPlaylist
Music Playlist at MixPod.com

7 Ocak 2012 Cumartesi

Aylak Adam


"Yoksa her şey ben olmadığım zaman, benim olmadığım yerde mi oluyordu?" S.13

"Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen biri değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapılacağı umulur. Ama beş - on dakikada ölüyor. Sokak, sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar,eritiyorlar." S.19 

" - Ne o, yoksa kız mısın?                                                                                              Önce şaştı. "Ah bu kadarı fazla..." içinden yıkıcı, acı verici bir deprem başladı. Dönüp baktı. Şu yakışıklı erkek işte buydu. Artık tanıyordu onu. Şiirlerin, kitaplardan kapma büyük sözlerin yapma süsünden sıyrılmış: beylik yargılarla dolu, bayağı. Böyleleri için en önemlisi kızlıktı. Oysa B.'nin ona vermek istediği şeyin yanında kızlık neydi ki?" S.34

"Kadınların neden evlendiklerini anlayabiliyordum: yalnız kalabilmek için." S.36

"Her zaman, önünden yürüyen kadının yüzünü görmeden, güzel olup olmadığını karşıdan gelen erkeklerin gözlerinden anlardı." S.50

 "Dayan yiye yiye bu şehirde yaşamayı öğrenecekti. Hep tetikte olacaktı. Yasaktı dalgınlık. Daldı mı, büyük şehir insanı kornalar, çanlar. küfürler. gıcırtılar, çarpmalarla kendine getiriyordu." S.63

 "Böyle giderse bu masa sevgilerinin kutsal yeri olacaktı. Bir yerleri olması kötüydü. Sonra insan kendinin değil, o yerin isteğine uygun yaşamaya başlardı." S.71

"Nasıl kolayca söyleyiveriyorlar bunu. Sevmek!Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi ayrı dili konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?" S.73

"Eskiden, aralarındaki suskunluk uzadıkça bir şeyler bulup söylemek gereğinin verdiği tedirginliği duymadı." S.80

"Dünya'da gereğinden çok kadın vardı ama, yalnız bir teki yoktu." S.97

"Ya insanlar? Onların yaşamasında her şey ayrıntı. Önemli olan yemek yemek değil, yenecek yemeğin çeşididir;  giysi değil, giysinin çeşididir. Günlerin adı bile... Belli günlerde belli yaşamaları vardır." S102 
"Belki de insanlar kendi kendilerini düşünmek, hayaller kurmak için yeteri kadar yalnız kalamadıklarından anlayışsız oluyorlardı." S.106

"İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim, olmak istedikleri, olamadıkları kişiyi anlatırlar." S.126

"Gerçek olan içimdeki bu boşluk mu? Değil! Bir şey var, ama eksile eksile var." S.129

"İnsanlar haksızken daha çok bağırırlar." S.134

"Dünya'da hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz.Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğe tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır." S.150

"Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye omdan bahsetmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı." S.157          




MusicPlaylistView Profile
Create a playlist at MixPod.com

3 Ocak 2012 Salı

Ekmek Arası / Charles Bukowki


"Turgenyev çok ciddi bir yazardı ama beni güldürüyordu, çünkü bir gerçekle ilk karşılaşma gülme duygusu uyandırıyordu insanda. Başka birinin Gerçeği sizinde gerçeğiniz ise ve o bunu sizin için dillendiriyorsa müthiştir."  S.116

"Kelebeklerin ve arıların arzuladığı bir çiçek olmak varken, sinekleri cezbeden bir bok parçasıydım. Yalnız yaşamak istiyordum, yalnız olunca daha iyi hissediyordum kendimi, daha demiz, ama onlardan kurtulacak kadar zeki değildim. Onlar benim efendilerimdi belki de, şekil değiştirmiş babalarım." S.118
"Sorun seçimlerini hep iki kötü arasında yapmak zorunda kalmandaydı, ve seçimin ne olursa olsun bir parçanı daha kesiyorlardı. Kesecek bir şey kalmayana dek. İnsanların çoğu yirmi beş yaşında mahvolmuştur. Araba süren, yemek yiyen, çocuk sahibi olan, kendilerine en çok benzeyen başkan adayına oy vermek gibi her şeyi yapabilecek en kötü şekilde yapan götlerden oluşmuş bir toplum." S.133

"İlgi duymuyordum.Hiç bir şeye ilgi duymuyordum.Nasıl kaçabileceğime dair fikrim yoktu.Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa.Benim anlamadığım birşeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belkide..mümkündü..sıksık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlardan uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama..intihar?..tanrım,çaba gerektiriyordu..beş yıl uyumak isterdim ama izin vermezlerdi." S.134

"Herkes sisteme uyup içine girebileceği bir kalıp bulmak zorundaydı. Doktor, avukat, asker, ne olduğu mühim değildi. Kalıbını bulduktan sonra ileriye doğru gitmeye çalışıyordun. Sussex de herhangi biri kadar çaresizdi. Ya bir kalıp bulurdun kendine, ya da açlıktan ölürdün." S.135 

"Önümde uzanan yolu görebiliyordum. Yoksuldum ve yoksul kalacaktım. Para değildi özellikle istediğim. Bilmiyordum ne istediğimi. Hayır, biliyordum. Saklanabileceğim, saklanıp hiçbir şey yapmak zorunda kalmayacağım bir yer istiyordum. Bir şey olma düşüncesi beni korkutmakla kalmıyor, hasta ediyordu." S.148

"Orada oturmuş içerken intihar olasılığını düşündüm, ama tuhaf bir şekilde bedenimden ve varlığımdan hoşnuttum. Ne kadar korkmuş olsalarda benimdiler. Aynaya bakıp sırıttım: gideceksen beraberinde, sekiz ya da on ve ya yirmi kişiyide götür." S.215

"Karyolama oturup kendime bir içki koydum. Kapımı açık bırakmıştım. Şehrin gürültüsüyle beraber ay ışığı sızıyordu odama: müzik dolapları, otomobiller, küfürler, köpek havlamaları, radyolar... Hep beraberdik. Aynı bok çukurunun içindeydik hepimiz. Kaçış Yoktu." S.216





MusicPlaylist
Music Playlist at MixPod.com

Pis Moruk...

Charles Bukowski


                                                                   (1920 - 1994)